1 Ağustos 2012 Çarşamba

Ruhkurutan


Hiç düşündünüz mü, ne çok musibet var hayatımızda ruhumuzu kurutan, ki çoğu iğrenç birer rutindir bunların, sıkışmasıdır aklın ve yüreğin biraz da, ana akım ömürlerin arasında… Her saatten biraz eksiltir aslında, yapmak zorunda kaldığınız herşeyde, bulunmaya katlandığımız her yerde rengimizden bir şeyleri alır, götürür…
Onu okulun duvarlarında görürsünüz, yüzünde hocalarının, nemrut sıra beklemelerinde, şımarık masa önlerine varmaya çalıştığınız… Üniformanız var ya da yok ne farkeder, koşturulmaktır acımasız olan, nedensizce, yolu bitmek bilmeyen toplu taşıma araçlarında… Bir dost yüzü sorunca ‘ Ne istiyorsun?’ diye apışıp kalmaktır kaçamak çay bahçesi limanlarında… En basiti, unutmaktır belki de sevdiğini, ya da bir zamanlar bir şeyleri sevmiş olduğunu…
Mücadelesi çok boş gelir bir ‘birey’in, ruh kurutucuları her yerdedir, yediğiniz yemeğe, içtiğiniz suya, uyuduğunuz uykuya karışmışlardır adeta. Aylarca dönmekte ısrar eden bir reklam, kötü oynamakta ısrar eden bir takım, ya da haberlerde duymak ‘siyasete leke düşüren’ açıklamaları, ve hiç altta kalır yanı olmayan cevaplarını. Yazık, bilmiyorlar ki travmaları bir ömür sürecek, bu ülkenin hafta sonları kafasını dinleyemeyen dersane çocukları…
Gün geçer… Günler çok çabuk geçer, aylar, yıllar çok çabuk geçsin diye, işte böyle işler ruhumuzun kurutma makinesi, bütün resmi geçit törenlerinde. Uykusuz bir askerin nöbetindedir ruhkurutan, bedenine saplanan kör merminin izinde…Çayını demleyip ailecek şehit cenazesi izlemektir, etkisiz hale getirip teröristleri…Haykırın isterseniz, takvimlere taş koyun, çalın felekten geceleri, nafile… Gün geçer, ulaşmak için sıradan bir cenaze törenine…
Sadece onun soğuk çelikten yeleğine işlemiyormuş gibi ölüm, inatla karışır damarlarımıza. Kavgamıza da kefildir, barışımıza da. En büyük marifetidir yitirdiklerimizden sonra sırtımızı sıvazlamak, tesellisi zehirdir, ilhamı yalnızlık…Ve nasıl yapar da düşman eder size kendinizi, elinizden usulca alırken masumiyetinizi…
Unutun bence kitaplarınızı, kalemlerinizi kırın, intihar notları internete düşünce nasıl kaçarsa ağzınızın tadı, sigaranın damağı kuruttuğu gibi kaçmıştır gölgeniz suretinizden. Dizüstü çöküp bilgisayarın başına sosyal payınızı alırken hayattan, bir çamaşır ipinde cansız sallanıyor olabilir çünkü nazenin gençliğiniz…
Merak bu ya işte, bakalım nasıl geçecek bu susuzluğumuz, latte’yle frappuccino’yla olacak iş mi, ben bütün kaldırım tozlarını yuttum bu şehrin, giderken uyku düşmanı sınavlara… Her gün yeni bir gün ve her gün aynı bir gün, değil iki, iki bin günü aynı olanın hangi maaş ödeyebilir faturasını?
Öyle bir şeydir işte ruhkurutan, bir gün ayılıp sarhoşluğunuzdan, cüzdanınızı arar gibi yoklarsınız benliğinizin ceplerini ve geriye kalan ahireti olmayan bir sıkıntıdır yalnızca. Sertifika, diploma, banka dekontu ve dört vesikalıkla başvuramazsınız hiçbir makama ruhunuzun ikametgahını almadan, ıslatmadığınız her gün için yanağınızı rahmet damlalarıyla, Somali’ye inat yenen her gevrek mısır cipsi gibi kupkurudur artık içiniz…
Ve belki de en kötüsü; Kitap da size küsmüştür artık…

(İlk olarak 13 Ekim 2011 tarihinde kitapgurusu.com'da yayınlanmıştır...)

Hiç yorum yok: